27 Aralık 2009 Pazar

Çıldır Gölünde Balık Tutmak ....

Çıldır Gölünde Balık Tutmak

İstanbul'dan uçakla Trabzon.Trabzon'dan karayolu ile, Rize ve Artvin gezimizin devamında, sırada çıldır gölü var.Yamaca kurulmuş Artvin'i tam karşıdan gören, eskiden orman işletmesinin misafirhanesi olan otelimizden ayrılarak ,Ardahan'a doğru yola koyuluyoruz.










.




Mevsim kış.Aylardan şubat. Kar her yanı kaplamış.Dar ve kıvrımlı yollardan yolculuğumuz, yavaş ve emin adımlarla devam ediyor.Rakım yükseldikçe, soğuk ve kar kendini daha çok hissettiriyor.Birbirinden keskin viraj dönüşlerinin her birinde farklı bir manzara karşılıyor bizi. Çok nadir araba geçiyor yoldan. Karşıdan gelen bir tır, virajı dönmek için, muavininin yolu kontrol ettikten sonra yönlendirmesiyle, dönüyor virajı ağır, ağır. onları bekliyoruz.





Çamlıbel geçidine yaklaştığımızda, tipi iyice artıyor,göz gözü görmüyor. Bir yandan çalışan karayolları araçları, yolu açık tutmaya çalıyor. Fakat yol buz tutmamış. Hava sıcaklığı artı derceye hiç çıkmadığı için, eriyip buz tutma fırsatı bile bulamamış kar,rüzgarın etkisiyle asfaltın üzerinden spiraller çizerek, sürekli savruluyor.Çamlıbel geçidine geliyoruz nihayet rakım 2640.


















Burası, Türkiye'nin en yüksek geçitlerinden birisi.Fotoğraf çekmek için duruyoruz. Çok uzun sürmüyor. Tipiden gözleri açmak bile mümkün değil, sıcaklık-27.Yol kenarında kalmış araçları görüyoruz. Bölgede ki tek sığınma yeri, karayolları şefliği.


Çamlıbel geçidi, Artvin-Ardahan il sınırını oluşturuyor. Geçidi aştığınızda orman yapısı hemen azalıyor. Karşınız da çorak bozkırı görmeye başlıyorsunuz. Tipi de şiddetini azaltıyor.Uçsuz, bucaksız bir beyazlık görülüyor.Karşımızda Ardahan. Ardahan'da yemek molasından sonra, Çıldır'a devam ediyoruz. Hava şartları zorlu, geceye kalmamak lazım.Yolda ilerlerken, kurt geçiyor yoldan bir kaçta tilki görüyoruz, farklı km de.




Nihayet Çıldır ilçesine geliyoruz. Gözümüz gölü arıyor. fakat biraz daha ilerlemek gerekecek.Konaklama yerimiz olan, gençlik spor müdürlüğünün tesislerine doğru devam ediyoruz. Karşımız da Çıldır gölü. Donmuş gölün etrafında araçla bir tur atıp, ışığın hangi saatlerde nerde iyi olduğunun keşfini yapıyoruz. Yarın, havanın açık olmasını dileyerek tesise dönüyoruz. Sıcaklık artık-30 a yaklaşıyor.Tesis girişinde bizi, yavru köpekler karşılıyor. Artık sıcak bir yerdeyiz, odalarımıza yerleşiyoruz. Hafifledik en sonunda, aşırı soğuktan korunmak için herbirimiz kat, kat lahana gibi, giyinmiş vaziyetten, kurtuluyoruz .Keyifli ve eğlenceli akşam yemeğinden sonra dinlenmeye çekiliyoruz .
















Yeni bir gün başlıyor.Hava açık, ışık güzel.Kahvaltı salonunda buluşuyoruz.Çıldır gölünün muhteşem manzarasında kahvaltımızı yaparken, personelin tavsiyesiyle bolca tereyağı, bal,pekmez, tahin, çikolata gibi vucudu sıcak tutan ve enerji veren gıdalar alıyoruz.Giyinmek bile yeterli olmuyor bazen. Gezimiz sırasında sıcaklık çıldırda, ensıcak -23ve en soğuk-34 derece idi.



Etrafı keşfetme vakti geldi artık. Kapı önünde bizi bir süpriz bekliyor. Aracımızın yakıtı donduğu için çalışmıyor. İmdadımıza cep telefonu sayesinde, atlı kızak yetşiyor.
Kızağı iki at çekiyor. Atların koşumları, renkli boncuklarla ve motiflerle süslenmiş.
Atlıyoruz kızağa. Tesisle gölü ayıran yolu geçtikten sonra, buz tutmuş çıldır gölü üzerindeyiz. Gölün üzerine çıkmamızla atlar süratle ilerliyor.Gölü kaplayan beyazlık ve gökyüzünü kaplayan mavilik içerisin de sonsuz bir fonda yolculuk devam ediyor.
















Kızak oldukça konforlu ve süratli, kış aylarının buradaki en iyi ulaşım aracı atlı kızak. Kutuplarda gibi hissediyorsunuz kendinizi.Her yıl geleneksel olarak kızak yarışları yapılıyor çıldır gölünde. Oldukça iddialı ve geniş katılımlı geçiyor
















Çıldır gölü 123 km2 ve deniz seviyesinden 1965 m yükseklikte en derin yeri 42 metre gölde yaşayan en önemli balık türü ,sazan balığı.İki tür sazan yaşıyor biri sarı sazan denilen yöre balığı diğeri göle sonradan atılan israil sazanı.Gölde ayrıca kerevitte var.Göl her yılın aralık ayında donmaya başlıyor ve nisan ayında da erimeye başlıyor.















.


Göl kenarında, küçük bir kulubenin yanında, duruyoruz. Kulubenin önünde duran kıyıya çekilmiş sandallar, göl üzerinde olduğumuzun tek kanıtı sanki.Burası Atalayın restorantı. Sazan balığı yemek zamanı. Göl kenarında bir çok yer olmasına rağmen Atalay'ın yeri, kış aylarında açık olan neredeyse tek yer.


















Balık yemek için önce tutmak lazım.Donmuş gölde Buzu kırmak için, kazma kürek alıp Atalay'la birlikte gölün ortasına doğru ilerliyoruz.Gölde ilerlerken, fay kırıklarına benzeyen birbiri üzerine çıkmış uzun katmanlar görüyoruz. Atalay bize, donan buzun sıkışması sonucu kırılan buz tabakaları olduğunu, bu katmanların gürültüler çıkartarak kırıldığını, gölünde bu kırıklardan hava aldığını, anlatıyor.















Küçük bir kar tepesinden oluşan işaretin yanında duruyoruz. Donmuş gölün karla kaplı yüzeyi, kürekle temizlendikten sonra, yaklaşık kalınlığı 60 santimetreyi bulan buz, kazmayla kırılmaya başlıyor. Açılan delikten, ağın ipleri gözükmeye başlıyor.Tekrar ilerliyoruz. Belli bir mesafeden sonra, isaretli yerden buza ikinci bir delik açılıyor. Ağın diğer ucu da bulunuyor.Buraya uzun bir ip bağlanıyor. Diğer uca gidilip ağ çekilmeye başladıkça, bu uçtan ip göderiliyor. Bu işlem ağı tekrar germek için gerekli.Ağ çekildikçe, balıklar da çıkmaya başlıyor. Dondurucu soğukta balıklar ağdan tek, tek çıkarılıyor.-25



















Restoranta dönüyoruz. Oldukça üşümüş durumdayız. Hemen, yanan sobanın etrafına toplanıyoruz. Bu arada Atalay sazan balıklarını tavaya atıyor. Yanın da da mevsim salata.Sazan balıkları, o kadar lezzetliydi ki. Eline sağlık Atalay.

















Gün kısa, hava kararmak üzere, gece dönmek çok tehlikeli olacak.Bir gece daha, kalma kararı alıyoruz. Konakladığımız gençlik spor müdürlüğünün tesisine dönüyoruz.Emniyet tedbiri olarak, aracın deposunu boşaltıp yakıtı içeri sıcak bir yere alıyoruz. Yola sabah çıkılacak. Çamlıbel, geçit vermeye bilir.Akşam, gözümüz hava durumu haberlerin de. Gece sıcaklık -34 .İyi bir uykudan sonra, yolculuk vakti. Çıldır manzarasında kahvaltımızı yaptıktan sonra, Damal' a gitmek için yola çıkıyoruz.
















Yaklaşık 7 km sonra, aracımızın yakıtı tekrar donuyor. Araç altına gazeteler yakılıyor ne fayda. Yandaki köyden tezek alıyoruz.Yakıyoruz yakıt deposunun altına. Bizde kendimizi sıcak tutmak için küçük turlar atıyoruz araç etrafında.
















Damal' a gitmekten vaz geçip, Ardahan'a dönmeye karar veriyoruz. Araç donuyor, biz ateş yakıyoruz. Bu durum alışıla geldik bir olay artık bizim için. 18 km yolu, 4 saatte aldıktan sonra Ardahan'a varıyoruz nihayet.Servise aracın donan yakıt pompası değişiyor. Yemek molasından sonra, yola devam. Hava kararmadan Çamlıbel geçidini geçmek lazım.
Her ihtimale karşı yanımıza, erzak ve yakacak stoku yaptıktan sonra, sorunsuz bir şekilde yola devam. Çamlıbel geçidi geçiliyor. Artvin il sınırındayız artık. Karçal dağlarının bu tarafında karadeniz etkisini yavaş, yavaş gösteriyor. Sıcaklık artık -10 derecelerde.Aracımızı sağa çekip, Antalya'ya gelmiş edasıyla montlarımızı bir kat çıkarıp, o muhteşem doğanın tadını çıkartıyoruz.Yolumuz uzun. Gece Trabzon'a ulaşıp konakladıktan sonra ertesi gün hava alanı ve istanbul.

















Zorlu bir gezi daha sona erdi. En korktuğum şey, kamera ve bataryaların soğuktan donmasıydı. Fakat problemsiz çalıştılar.Kamerayı, etrafına vücut ısıtıcılar yapıştırarak ,polarla sardım. Bataryaları da yine vucut ısıtıcı torbalala sararak ,vücuda temas edecek şekilde sakladım.


















Osman Gezici
_____________________________________________________________